Türk popülasyonunda torasik aorta hastalığında arcus aorta dallanma paterni ve morfometrisinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, ANATOMİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MELİKE NUR GİRİT

Danışman: Neslihan Yüzbaşıoğlu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Arcus aorta (AA) ve dallanma paternindeki varyasyonlar, kardiyovasküler ve serebrovasküler hastalıkların patogenezi ve endovasküler tedavilerin planlanması açısından klinik önem taşımaktadır [1]. Türk popülasyonunda torasik aorta hastalığı (TAH) ile AA morfometrisi arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, TAH grubunda AA dallanma paternini kontrol grubu ile karşılaştırarak olası ilişkileri araştırmak ve AA dallarının morfometrik parametrelerini analiz etmektir. Retrospektif tasarlanan bu çalışmada TAH tanısı olan bireyler ile sağlıklı kontrol grubu karşılaştırıldı. Her iki grupta da bilgisayarlı tomografi anjiyografi görüntüleri üzerinden AA ve dallarının morfometrik ölçümleri değerlendirildi. Ayrıca, varyasyon tipleri kalitatif olarak tanımlandı ve gruplar arasında karşılaştırmalar gerçekleştirildi. Çalışmamızda, Türk popülasyonunda AA dallanma paternlerine ait varyasyonların toplam oranı %12 olarak saptanmış; örneklemin %5'inde Tip 2, %4'ünde Tip 3, %2'sinde Tip 6 ve %1'inde Tip 7 varyasyonu tespit edilmiştir. TAH ve kontrol grupları arasında varyasyon sıklığı bakımından yapılan istatistiksel karşılaştırma sonucunda anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (χ²=4.14, sd=4, p=0.39). Yapılan morfometrik ölçümlerde yaş ve cinsiyetten bağımsız TAH ve kontrol grubu arasında Aorta ascendens, AA distal çapı (p=0,03) AA ortası çap (p=0,04) ve ACCS (p=0,008) çap ölçümlerinde anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlendi. Bulgularımız, Türk popülasyonunda torasik aorta hastalığı ile AA morfometrisi arasında anlamlı ilişkiler olabileceğini ortaya koymaktadır. AA ve dallarının varyasyonlarının bilinmesi, endovasküler girişimler, serebral perfüzyon planlaması ve olası serebrovasküler komplikasyonların önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.